Kızıl Goncalar (dizi)

Uzun süredir izlemiyordum, hastalık, tatil gibi nedenlerle zamanım olunca eksik bölümleri izledim. Vahid'in Mira'yı kaçırdığı bölümden bu yana izlediğim tüm bölümlerde Meryem'in karakterinin sürekli geriye gitmesinden ötürü her şeyi en iyi ben bilirim diyen üstten tavrı ve sürekli kafasına göre davranıp bu yanlış diyen herkese karşı gelmesinden içim şişti. Dizinin başında tanıdığımız aklı başında Meryem gitmiş, yerine her yaptığının arkasına ben anlarım diyen kibirli ve manipülatif bir Meryem gelmiş. Tam bir yüz verdik deliye geldi, sıçtı halıya vakası. Sanırsın dünya Meryem'in etrafında dönüyor. Gülayşe gibi her yerden çıkan çocuk zaten ayrı bir vaka. Zeynep'e sana abla mı diyeyim diyordu. Biz Zeynep'e çocuk dedikçe senarist büyüdüğünü ispat etmek istercesine türlü türlü işlere dahil ediyor kendisini. Günün sonunda annesinden izin almak zorunda olan bir çocuk olduğu görülünce de komik oluyor açıkçası. Diğer taraftan Zeynep çocuk, düşman denilen karşı tarafta başka bir çocuk. Bu kadar çocuk işleri izlemek istesek başka bir dizi izlerdik. En azından bir çocuk ile yetişkin aşkı kabul ettirilmeye çalışılmaz ve birlikte dua edelim mi diyerek romantize edilmezdi.



Hande her zamanki gibi hiç şaşırtmıyor. Bu zekayla gazeteci nasıl oldu, insan hayret ediyor. Fragmanda Birgül'ün "Siz bize bakınca insan görmüyorsunuz, siz bize bakınca bir tek hükümdarlığınıza girmiş bir halk görüyorsunuz" çıkışı harikaydı. Yürü be Birgül reis, arkandayız.



Fragmanda düşman safındaki çocuğun kum saatini Sadi'ye verdim dediği sırtı dönük adam Lokman'a benziyor. Eğer o ise çarşı fena karışacak. Bu ara gündemdeki kavgaları da düşünce çok eğleneceğiz gibi görünüyor. Hamd olsun, Settar Tanrıöven'i gördüm fragmanda. Safa gelmiş, hoş gelmiş. Hak razı olsun.

yorumlar

yorumlar (0)