Serhat Akın

Eski futbolcu anılarıyla doluymuş. Anelka kadar rahat bir adam görmedim. Cumartesi günü bir maç varmış. Ben bu adamı sadece perşembe günü görüyordum. Adam Paris'e tedavi olmak için gidiyormuş. Antrenmana çıkmıyormuş ama cumartesi günkü maça çıkıyormuş.

Bir gün Anelka gelmiş ve Miami'de 25 milyon dolar değerinde bir evi olduğunu, 14 milyon dolara satmaya çalıştığını söylemiş. Bizim tüm takımın değeri bir araya gelse 1 milyon dolar bile etmezmiş. Anelka'nın evinin değeri 14 milyon dolarmış ve okyanusta yunusları gördüğünü söylüyormuş.

UEFA Kupası'nda Real Zaragoza ile oynadığımız bir maç varmış. Ligde 14. sıradalar ve ilk maçı 1-0 kaybettik. 90 dakika oynadım ama ayağıma bir kere bile top değmedi. Rakip takım nasıl güzel paslar veriyor, böyle bir şey olmazmış. 90 dakika topa dokunamadım. Ligde 4. olsalar hayatımız kaybolacaktı. İkinci maçı orada kazanmamız lazımmış. Yine aynı senaryo, ayağım topa değmedi. Rakip takım güzel paslar veriyor, antrenman maçı gibi oynuyorlarmış.

Devre arasında başkan soyunma odasına girdi ve kaptan kim diye sordu. herkes birbirine bakıyormuş. Ümit Özat kaptan sesini çıkarmıyormuş. Başkan da bana bakıyormuş, sanki kaptan benimmiş. Saklanmaya çalıştım. Başkan "Bu maçı alacaksınız" dedi. "Eğer kazanamazsanız, İstanbul'a nasıl dönersiniz, siz düşünün." Ben Anelka'ya 3,7 milyon euro veriyorum, boşuna mı veriyorum? Bundan sonra bütün topları Anelka'ya atacaksınız."

Maça çıktık ve Tuncay kaleciyle karşı karşıya geldi. Anelka sağ kanatta, kenardaki Anelka'ya pas atıyor. Kale önünde vuramıyoruz, herkes sahada Anelka'yı arıyor. Başkan bizden çok korkuyorduk.

Bir maç kazandık ve ertesi gün iznimiz vardı. Ali Güneş'le beraber kalıyorduk, bekar hayatını yaşıyorduk. PlayStation oynuyor, yemek yiyor ve eğleniyorduk. Akşam karnımız acıktı, Bostancı'da dürümcüler sabaha kadar açıktı. Çıktık ve bir dürümcüye girdik. Tam dürümü ısıracağım sırada bir arabadan Aziz Yıldırım'ın sağ kolu çıktı. "Ne yapıyorsunuz siz burada?" dedi. Ali ile ikimiz vardık, maç kazandık, karnımız açtı, dışarı çıktık dedim. Aziz Yıldırım'a çöpçüden falan haber gidiyormuş, herkesten haberi oluyormuş.

Rüştü Reçber ile aynı odada kalıyordum. Oğuz Temizkanoğlu kaptandı. Maçlar geç olduğu için bunlar geç yatıyorlardı. Ben de erken yatmak istiyordum. Bunlar bir tavla oynuyorlardı, öyle bir ses yapıyorlardı ki uyuyamıyordum, havaya zıplıyordum. "Bir oldu, iki oldu" diyorlardı. Benim de yaşı 21, yeni yeni palazlanıyordum. Bunlara bir ayar çekeyim dedim. Işığı kapattım, herkes odasına gidip yatsın dedim. Sonra bunlar beni bir dövdüler. Maça çıktım, her yer morarmıştı.

yorumlar

yorumlar (0)