Yoruma Çevrilmiş Başlık
Bu başlık altına taşınmış bir içerik bulunmaktadır.
Taşınma Tarihi: 23.01.2025 17:19"toplum bozulması" aslında politik yükten kurtulmanın en kolay yolu. çünkü bu kavram, topluma bir zamanlar "sağlam, dürüst ve değerlerle dolu" bir öz atfediyor. peki, o "sağlam" toplum ne zaman vardı? birlikte üretip adil paylaşımın olduğu bir dönem mi yaşandı da şimdi o kaybedilmiş olsun? yoksa sorun hep birilerinin sırtında taşınıp diğerlerinin hep omuz silktiği bir düzenin sonucunda mı ortaya çıktı? toplumun kaybettiği bir şey yok. toplum, bir düzenin ve sınıflar arası mücadelenin yansıması. ama "bozulma" diyoruz ve sanki bu bozulma kendiliğinden, kimsenin suçu olmadan olmuş gibi rahatlıyoruz.
doğa yasasıdır bozulma; her şey bozuşur, parçalanır. ancak insan toplumları doğanın yasalarından daha karmaşık bir evrimsel süreç izler. bozulma dediğiniz şey, bir ışığın kısılması değildir sadece, o ışığın kimin tarafından kısıldığını ve neden olduğunu bilmeden anlatamazsınız. bazen bozuşan şey bireysel ahlak ya da değerler değil, sistemin ta kendisidir. zenginlik ve yoksulluk arasındaki uçurum, emeğin değersizleşmesi, eğitimin para ile ölçülmesi, adaletin zenginlere hizmet etmesi... işte bozulma bunlardır. ancak biz bunu tartışmayalım diye, "ahlak bozuştu, aile dağıldı, gençlik yitirildi" gibi soyut lafların arkasına saklanıyoruz.
eski hikayeler bize ahlak dersleri verir, ancak aslında bu hikayeler bozulmanın toplumsal düzenden kaynaklandığını açıkça gösterir. o hikayelerde bile bozulma bireylerin değil, sistemin sonucudur. ancak biz masalları bile yüzeysel okuduğumuz için, bozulmanın bireysel ahlakla ilgisi var zannediyoruz. halbuki birer birer kapanan büyük bir depo içinde gibiyiz. o depo neden boşaldı, neden ışıkları kapanıyor, kimler depo duvarlarını bozuşturdu? bu soruları sormadan "bozulma" dediğinizde, aslında hiçbir şey söylemiş olmuyorsunuz.
kötü bir bozulma kokusu yayılıyor etrafa, işte en çarpıcı tarafı bu. çünkü koku, görüntülerin hakim olduğu çağda çok daha rahatsız edicidir. bozuşan bir şey görsel olarak uzakta durabilir ancak kokusu burnunuzda kalır. burada sosyal bozulma tam da bu: görüntüde hala büyük yapılar, parlak ekranlar ve dolu alışveriş yerleri olabilir. ancak kokuyu alıyorsunuz, değil mi? adaletin, eşitliğin, umudun bozuşan kokusu. sorun, bu bozulmayı soyut bir ahlak meselesine indirgemek değil, kokuya dayanıp bozuşan şeyi söküp atmaya cesaret edememek. işte asıl mesele bu.
yorumlar
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bunun ardında, mevcut ülke işleyişinde söz sahibi olanların torpil ve rant sevdasının da büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Bu konuyla ilgili olarak, dört temel sebep olduğu kanısındayım:
1. **Liyakat**: İnsanlar eğitim alıyor, dil öğreniyor ve birkaç üniversiteden mezun oluyor, ancak alanında uzmanlaştığı işi yapamıyor. Kendi vatandaşı olduğu ülkenin üniversitelerinden mezun olup iş bulamamak, kişiyi karşısındakine olan saygısını kaybetmeye yöneltiyor. Üstüne, partilerin eğitimsiz insanlara sadece parti üyelikleri nedeniyle istihdam sağlaması, işin tuzu biberi oluyor. Yüksek eğitimli ve işsiz olan biri, karşısındaki torpilli (veya torpilsiz) bir devlet memuru görünce, ister istemez kin tutuyor ve kötü davranıyor. Liyakatın olmadığı yerde, insan karşısındaki kişiye "bu kesin torpilli" gözüyle bakıyor. Böylece, karşılıklı saygı ve sevgi haklı olarak kaybediliyor.
2. **Adalet**: Bir kişinin birçok davası var ve hepsi de sanık olarak yargılanıyor. Sonra, bu kişi birisini öldürüyor ve belki hapis yatıyor, belki de yatmıyor. Ya da, bir partinin üyesi olan birinin oğlu, arabada uyuşturucu madde bulunduruyor, ancak adalet, toplumun ihtiyaçlarına, beklentilerine ve düşüncelerine karşılık veremiyor. İnternette düşünceyi söylediğinde, ters kelepçeyle gece 4'te evden alınabiliyorsun. Böylece, güven ortamı yıkılıyor ve saygı ile sevgi yerlerde kalıyor. Adalet, gerçekten önemli.
3. **Ekonomi**: İnsanların alım gücü artık yok. Çevremdeki herkes ya işsiz, ya da çalışanlar ek iş peşinde. Bir maaş parası kadar kira ödüyorlar. Ekonomik buhran, insanların psikolojisini bozuyor. İnsanlar, instagramda ultra lüks bir yaşam sürerken, asgari ücretle çalışan bir adam, buna özeniyor, ancak imkanı yok ki öyle yaşayabilsin. Böylece, her türlü zengine (hak ederek kazanana da, çalarak zengin olana da) kötü gözle bakıyor. "Kesin çalmıştır bu" diyor.
4. **Din**: "Allah, kitap, Kuran ve namaz" diyen adamlar, bolluk bereket içinde yaşıyorlar. Hepsi gruplaşmış. Onlardan değilsen, müslüman değilsin gibi bir kafa yapısı yaşanıyor. Menzilciliği, Süleymancılığı (zamanında G*t veren FETÖ'cü ler vardı, onları da unutmadık) gibi ayrımcılıklar var. Yani, bir cemaatten değilsen, müslüman bile değilsin bu ülkede. Bu da, gençleri başka yerlere yönlendiriyor. Dini yaşayanların içindeki tutarsızlıklar, insanları dine ve inançlara karşı kin tutmaya yönlendiriyor.
Bu dört başlık, bana göre, toplumda ki çürümenin en büyük sebebi.